İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle başlayan süreç, Türkiye’de siyasi ve toplumsal dalgalanmalara yol açtı. İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve ardından bir dizi suçlamayla tutuklanması, günlerce süren destek mitingleri ve yürüyüşlerle karşılandı. Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde halk sokaklara dökülerek İmamoğlu’na sahip çıktı. Ancak bu olaylar, sadece bir belediye başkanının hukuki mücadelesiyle sınırlı kalmadı; iktidara yakın medya organlarının sessizliği, CHP lideri Özgür Özel’in boykot çağrıları ve üniversite gençlerinin sosyal medya hareketleriyle birleşerek, ekonomik krizle boğuşan bir ülkede daha geniş bir tartışmayı tetikledi. İşte bu karmaşık tablonun detayları.
***
Her şey, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle başladı. Bu kararın ardından gelen gözaltı ve çok sayıda suçlamayla tutuklama, halkı harekete geçirdi. İstanbul’dan İzmir’e, Yozgat’tan Konya’ya kadar Türkiye’nin dört bir yanında İmamoğlu’na destek mitingleri ve yürüyüşleri düzenlendi. Günlerce süren bu eylemler, İmamoğlu’nun sadece bir belediye başkanı olmaktan öte, muhalefetin önemli bir figürü haline geldiğini ortaya koydu. Halkın bir kısmı, bu süreci “siyasi bir operasyon” olarak gördü ve öfkesi sokaklara taştı.
***
Bu yoğun toplumsal tepki karşısında, iktidara yakın TV kanalları dikkat çekici bir sessizliğe büründü. Saraçhane’deki kalabalık mitingler ve şehirlerdeki yürüyüşler, bu kanalların ekranlarında yer bulamadı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, duruma sert bir tepki göstererek halkı bu kanalları izlememeye çağırdı. Ancak boykot çağrısı burada bitmedi; Özel, “kitap almayın, kahve içmeyin” gibi günlük alışkanlıkları da hedef alan açıklamalarla boykotun kapsamını genişletti. Medyanın olayları görmezden gelmesine bir yanıt olarak başlayan bu hareket, kısa sürede siyasi bir duruşun ötesine geçti ve tüketim alışkanlıklarını da kapsayan bir kampanyaya dönüştü.
***
Üniversite gençleri ise bu süreçte boş durmadı. Sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanarak “2 Nisan’da alışveriş yapmıyoruz” çağrısı başlattı. Bu hareket, gençlerin protesto yöntemlerini dijital platformlara taşıdığını gösterirken, Özgür Özel de sessiz kalmadı. Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalarla gençlerin boykot çağrısına destek verdi. Ancak bu boykot, ekonomik sonuçlarıyla da dikkat çekti. Zaten zor günler geçiren esnaf, bir de alışveriş boykotuyla karşı karşıya kaldı. Gençlerin enerjisi ve kararlılığı etkileyici olsa da, bu hamlenin ekonomiye etkisi tartışma konusu oldu.
***
Türkiye’nin ekonomisi, adeta bir “Arap saçı” gibi karmakarışık. Enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanmalar, işsizlik ve artan maliyetler, esnafı ve vatandaşı her gün daha zor bir duruma sürüklüyor. Esnaf, kirayı çıkarma derdinde, eleman maaşlarını ve vergileri ödeme telaşında. Böyle bir ortamda, boykot çağrılarıyla tüketimi daha da kısmak, ekonomiyi canlandırmak yerine daraltıcı bir etki yaratıyor. CHP’nin medya ve alışveriş boykotları, hükümete mesaj vermeyi amaçlasa da, pratikte esnafın ve vatandaşın yükünü artırıyor gibi görünüyor. İmamoğlu’na destek için başlayan bu süreç, ekonomik krizle birleşince, boykotun kime ne kadar zarar verdiği sorusunu gündeme getiriyor.
***
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaliyle başlayan ve tutuklamayla devam eden süreç, Türkiye’de halkın siyasi olaylara tepkisinin ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha gösterdi. İktidara yakın medyanın sessizliği, Özgür Özel’in boykot çağrıları ve üniversite gençlerinin “2 Nisan’da alışveriş yapmıyoruz” hamlesi, bu olayı bir halk hareketine dönüştürdü. Medya izlenmeyebilir, kahve içilmeyebilir ama ekonomik krizle boğuşan bir ülkede bu tür çağrılar, esnafın ve vatandaşın günlük hayatını daha da zorlaştırıyor. İmamoğlu’nun davası, Türkiye’nin demokrasi ve ekonomi sınavlarından sadece biri. Peki, tüm bu gürültü bir değişim getirecek mi?
***
Türkçemiz, hem sözcük dağarcığı hem de kalıplaşmış ifadeleriyle oldukça zengindir. "Tarih tekerrürden ibarettir" sözü, geçmişte yaşanan bir olayın ya da durumun gelecekte de tekrar edebileceği düşüncesini taşır. Bu sözü akla getiren bir karşılaştırma yapmak gerekirse, 1994 yerel seçimlerinde yüzde 25,19 oy oranıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın hikayesiyle başlayabiliriz. Erdoğan, 6 Aralık 1997’de Siirt’te katıldığı bir açık hava toplantısında yaptığı konuşmada kullandığı ifadeler nedeniyle "halkı sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği" gerekçesiyle yargılanmış ve 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Belediye başkanlığı görevinden ayrılmak zorunda kalan Erdoğan, 26 Mart 1999’da cezaevine girmiş, 4 ay 10 gün yattıktan sonra 24 Temmuz 1999’da tahliye edilmişti. Aradan 31 yıl geçtikten sonra, bir başka İstanbul Belediye Başkanı, Ekrem İmamoğlu, diplomasının iptali ve çeşitli suçlamalarla karşı karşıya kalarak görevinden uzaklaştırılıp tutuklandı. Yer aynı, olaylar farklı olsa da, insan düşünmeden edemiyor: Tarih tekerrür mü ediyor?
***
Bu iki olay arasında paralellikler göze çarpıyor. Her iki isim de İstanbul’un belediye başkanı olarak görev yaparken siyasi bir süreçle karşılaştı ve görevlerinden alındı. Erdoğan’ın hapis cezası, bir konuşmasından kaynaklanırken, İmamoğlu’nunki diplomasının iptali ve ardından gelen suçlamalara dayanıyor. Ancak benzerlikler kadar farklılıklar da var. Erdoğan’ın yaşadığı süreç, onun siyasi kariyerini bir sıçrama tahtasına dönüştürdü; cezaevinden çıkışının ardından partisini kurarak iktidara yürüdü. İmamoğlu’nun ise geleceği henüz belirsiz; bu süreç onun için bir son mu olacak, yoksa yeni bir başlangıç mı, zaman gösterecek.
***
Peki, tarih gerçekten tekerrürden ibaret mi? Belki de bu soruya kesin bir cevap vermek yerine, düşünmeye değer bir başka açıdan bakmalıyız. Tarih, benzer olaylarla dolu olsa da, her olay kendi bağlamında benzersizdir. Erdoğan ve İmamoğlu’nun hikayeleri, yüzeyde paralellikler taşısa da, altında yatan dinamikler, toplumsal koşullar ve sonuçlar farklılık gösterebilir. Belki de tarihin bize sunduğu asıl şey, tekrar eden olaylar değil, çıkarılması gereken derslerdir. Yer aynı, olaylar farklı; ama acaba bu benzerlikler, bize geçmişten geleceğe taşınacak bir mesaj mı veriyor? Tarih tekerrür mü ediyor, yoksa sadece bize ayna mı tutuyor?