Eurasia Rewiew: Avrupa ve ABD keskin bir yol ayrımında!

ABD merkezli yayın organlarından Eurasia Rewiew'de, başta Ukrayna'daki savaşın geleceği olmak üzere ABD ve Avrupa arasında gerilen ilişkilerin olası geleceğinin değerlendirildiği bir analiz yayınlandı.

Trump ve ekibinin, Ukrayna konusunda ABD öncülüğündeki çabaları tersine çevirmeye başlamakla kalmadığı ve ABD'nin 75 yıllık transatlantik ittifaklarına meydan okuduğu belirtilen analizde, Avrupa'nın özerkliğini korumak için önünde 2 seçenek olduğu tespiti yapıldı.

Analizde ayrıca, Trump'ın geldiği günden bu yana Avrupa'ya yönelik izlediği politikaların etkilerine ve Avrupa'nın atabileceği adımlara dair değerlendirmelere yer verildi.

İşte Eurasia Rewiew'de yayınlanan analiz:

Donald Trump, ABD'nin Avrupa ile 75 yılı aşkın süredir sürdürdüğü transatlantik ittifak ile ilişkileri adeta dinamitleyerek, kurallara dayalı uluslararası düzene yapmakla tehdit ediyor.

Trump'ın Avrupa ve Ukrayna konusundaki politikaları aynı şekilde sert bir yaklaşım üzerine devam ederse, uzmanlara göre NATO ittifakı bir harabeye dönecek ve bunun da Avrupa Birliği yapısı üzerinden geri dönülmez etkileri olacak. 

Trump'ın vizyonu

Trump'ın ilk döneminde bu yöndeki çabaları, Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon'da görev yapan bir grup geleneksel Soğuk Savaş muhafazakarı tarafından kısıtlanmıştı. Ancak bugün, Trump etrafını, fikirlerine sorgusuz olarak itaat eden sadık müttefikleri ile çevirmiş durumda.

Trump ve ekibi, Ukrayna topraklarını işgal etmesinin ardından Rusya'yı izole etmeye yönelik ABD öncülüğündeki çabaları tersine çevirmeye başlamakla kalmadı. Aynı zamanda, liberal ilkelere ve uluslararası hukukun temel ilkelerine bağlılığa dayanan tüm ABD ittifaklarına meydan okudu.

Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in Şubat ayı ortasında Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmada;

“Avrupa'ya karşı en çok endişe duyduğum tehdit Rusya değil, Çin değil, başka herhangi bir dış aktör değil. Beni endişelendiren içeriden gelen tehdit, Avrupa'nın en temel değerlerinden ve Amerika Birleşik Devletleri ile paylaştığı değerlerden uzaklaşmasıdır.”

ifadelerini kullandı. 

Elbette Vance'in asıl kastettiği şey, aslında Trump yönetiminin değerleriydi. 

Bu konuşmanın ardından Donald Trump 12 Şubat'ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile doğrudan görüştü. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasında 18 Şubat'ta Suudi Arabistan'da üst düzey görüşmeler yapıldı ve Avrupa Birliği ülkeleri bu görüşmelere davet edilmek bir yana bilgilendirilmedi bile.

Trump ve ekibi ayrıca, Avrupa'ya gümrük vergisi dahil bir dizi uygulama hayata geçireceğini açıkladı.

Yani Trump, Avrupa ile ilişkileri kırıp dökmeye yönelik neredeyse tüm adımları attı. 

Diğer yandan Trump, Avrupa'nın politikalarının aksine; açık bir şekilde yerel yönetimlerin, şirketlerin, dini kurumların ve milliyetçi grupların “egemenliğini” savunuyor ve Putin de aynı değerler üzerinden hareket ediyor.

Putin de tıpkı Trump gibi topluma aile yanlısı yapı dayatıyor ve LGBT karşıtı politikalar ortaya koyuyor.

Avrupa ne yapacak?

Avrupa'nın önünde bir seçenek var. 

İlk olarak; Trump'ın politikalarını bekleyebilir ve 2028 seçimlerinden sonra ABD dış politikasının bir tür liberal enternasyonalizme geri dönmesini bekleyebilir.

Ancak ABD dış politikasının 2028'den sonra da status quo ante'ye döneceğinin garantisi yok.

Demokratlar 2028'de kazansa bile, radikal bir şekilde kutuplaşmış bir siyasi ortamda BM ve ilgili kurumlara güçlü katılım, USAID'in yeniden inşası, müttefiklerle ekonomik işbirliği veya uluslararası iklim politikaları için kamuoyu desteği oluşturmaları oldukça zor olacaktır.

Avrupa, “zorba” bir ABD'nin kurbanı olmaya devam etmeyi göze alamaz. 

Elbette Emmanuel Macron Trump'a karşı iyi polisi oynamaya çalışabilirdi. Ancak Macron, Avrupa'nın B planının da olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.

ABD ve Rusya'nın politikaları artık birbirine yakınlaşıyor ve Avrupa ikinci seçeneği, yani ABD'nin denklemde olmadığı bir geleceği acilen inşaa etmeli.