Tatil Psikolojisi ve Sosyolojik Bir Değerlendirme

            ‘’İşleyen demir pas tutmaz.’’
        Diğer ülkeleri bilmem; ama ülkemiz amacına hizmet etmeyen tatiller memleketi.
        Tatil yaptığımız özel günlerin anlamı, hedefi konusunda vatandaşta ve çocuklarımızda bilinç oluşturmak gerekirken, ‘’günün anlamı’’ tatil psikolojisinin içinde kaybolup gidiyor.
        Söz gelimi, deprem bölgesinde 6 Şubat tatil oldu. 6 Şubat’ta deprem bilinci oluşturmak için okullarda, resmi- özel iş yerlerinde, fabrikalarda program yapılıp; çok ciddi bilimsel        görseller, istatistikler, depremle ilgili sorgulamalar yapılması gerekirken; mezarlıkları, deprem mağdurlarını ziyaret adına koca bir gün uçtu.
        Ziyaretlerde bulunmayan yüzde seksen insan, evde yattı veya pikniğe gitti. O kadar iş gücü,  günün anlam ve önemi zâyi oldu.
       Yine 29 Ekim, 15 Temmuz, 30 Ağustos gibi günlerde; bağımsız, kalkınmış, güçlü ülke olma bilinci oluşturmam, okullarda ve resmi- özel iş yerlerinde ‘’ günün mana ve önemi ‘’ ni anlatmam, kavratmam gerekirken; biz okulları, iş yerlerini kapatıyoruz. Günün anlam ve önemi yerini tatile bırakıyor.
      Evrensel mesaiye saygı duyarım; ama bu ülkenin daha çok üretmeye, çalışmaya ihtiyacı var. 
      Haftanın iki gününün resmi kurumlarda tatil olması oldukça anlamsız.
      Devlet dairelerindeki eleman çokluğu, devletin bu noktada tembelhane olduğunun bir işaretidir.
     ‘’Devlet ne tüketiyor, ne üretiyor? Hayatın, üretimin içinde devletin uzmanları ne kadar verimli oluyor? Çalışan, maaşının değeri kadar üretim yapıyor mu?’’ ‘’Devlet malı, yetim malı.’’ mı? Soruları çok ciddi anlamda sorgulanmalı.
      Bugün devlet kendisine yük. Devletin ürettiği ile tükettiği birbirini dengelemiyor.
DEVLET BESLEMESİ OLMAK
      ‘’Sosyal devlet’’ olma, devletin bir vasfıdır; ama sosyal devlet olayım, vatandaşıma sahip çıkayım, derken devlet imkânları özellikle siyasi kaygı ile çar çur ediliyor.
      Sosyal devlet, sosyal belediyecilik, vatandaşı devlet beslemesi haline getirirse, emeksiz kazanç vatandaşı tembelleştirir ve vatandaş üretmediği için onurunu kaybeder. Sosyal psikoloji ilmi böyle der. Üretmek sağlıktır, mutluluktur, hayata bağlılıktır.
      Vatandaş, zamanla, sosyal yardımlardan dolayı üretmeyen, her şeyi devletten bekleyen, miskin, ‘’sadaka’’ ile geçinen insan tipine dönüşür.
      Yine, üniversitelerle birlikte bir buçuk milyonun üzerinde eğitim elemanı, çalışanı olan YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı’ nda iş günü sayısı 180. Diğer günlerde uzman eğitici, çalışan ne iş yapar? Geliştirici akademik yönümüzü bu günlerde ne kadar besliyoruz? Yoksa ‘’zaman akar, biz bakar’’ gibi miyiz? Veya devletin mesaisini çalarak ikinci bir iş mi yapıyoruz?
      Ülkemin çok çalışmaya, üretmeye; her alanda bilgi, görgü, kültür, teknoloji kalitesini yükseltmeye ihtiyacı var. Ülkemin kalkınması adına, gerekiyorsa mesaimi artırırım. Ülkeye aidiyetim bunu gerektirir.
BAYRAMLAR RUHUNU KAYBETMESİN
    Acilen, tatil günleri masaya yatırılmalı. Dini ve milli bayramların, özel günlerin;  evde, piknikte, deniz sahilinde değil; aktif olarak sosyal hayatın, eğitim kurumlarının ve iş hayatının içinde anlam kazanacağı bilinmeli. Bugünler tatil günü değildir.
    Elimize ruhunu yitirmiş ‘’ bayram’’ oyuncakları vermişler bizi oyalıyorlar. Tarihi zaferleri önünüze değil, arkanıza alacaksınız. Yoksa tarih ve özel günler ninniye dönüşür.
     Çıplak tatil, tüketimi körükler, üretme motivasyonunu düşürür, tembelleşme meylini artırır.
     Devletin, yönetimin ‘’ baba’’ rolüyle, üstüne üstlük tatilleri birleştirmesini, uzatmasını bir vatandaş olarak yadırgıyorum. Sonra siyaset ve yönetim, kimin mesaisini kime bağışlıyor? 
     Özel sektörde de beklenti oluşuyor ve işveren zorlanıyor.
     Söz gelimi dokuz günlük bayram tatili kesinlikle çocuğu okuldan soğutur.
     Dünyanın hangi ülkesinde turizm canlansın diye tatiller uzatılıyor?
     Elbette vatandaşım, çalışanlar tatil yapmalı. Hem de tatili tatil gibi yaşamalı. Tabii ekonomik gücü varsa… 
     Ayrıca tatil beldelerimden vatandaşımın değil de daha ekonomik şartlarda turistlerin faydalanmasını da yadırgıyorum. Bu konu ayrı bir yazıyı gerektirir.
     ‘’ Beyefendi, hanımefendi’’ yaptığımız; çalışmadan, yorulmadan; tatile, dinlenmeye alıştırdığımız bu asalak vatandaş tipi gelecekte bu devletin başına belâ olacaktır. Halbuki, benim kültürüm hareket üzerine bina edilmiştir.
. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
       Hülâsa dış baskısı çok olan bu ülkenin, hiçbir ülkeye muhtaç olmadan, bağımsız yaşaması için, teknoloji, bilgi üretmeye; özellikle eğitimin her alanında ihtisaslaşmaya, branşlaşmaya; tatile değil, çok çalışmaya ihtiyacı var.